Van Türklüğü

Van'ın Kültürel Tarihi ve Türk etkisi.

Van Türklüğü

Doğu Anadolu Bölgesi’nin jeopolitik kilit noktası olan Van Gölü Havzası, Türklerin Anadolu coğrafyasındaki demografik varlığının temellendirildiği ilk ve en stratejik sahalardan biridir. 1018 yılında Çağrı Bey öncülüğünde gerçekleştirilen keşif seferleriyle başlayan Türk akınları, 1054 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in bölgeye yönelmesiyle sistematik bir fetih hareketine dönüşmüştür. 1071 Malazgirt Zaferi Van ve çevresindeki Bizans savunma hattını tamamen çökertmiş bölge Selçuklu idari yapısına geçerek Oğuz boylarının kalıcı akınlarına şahitlik etmiştir. Bu dönemde özellikle Ahlat Türk-İslam medeniyetinin batıdaki en önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri haline gelerek "Kubbetü'l-İslam" unvanıyla anılmıştır. 1100 yılında kurulan ve 1207 yılına kadar hüküm süren Ahlatşahlar (Sökmenliler) Beyliği, bölgedeki ilk yerel Türk siyasi teşekkülü olarak mimari ve demografik yapının Türkleşmesinde kurucu bir rol üstlenmiştir. Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı’ndaki abidevi mezar taşları, Orta Asya Türk mezar geleneği ile İslami sanatın sentezlendiği, bölgedeki Türk mührünün en somut arkeolojik kanıtlarından birisidir..

Selçuklu otoritesinin zayıflaması ve Moğol istilasının ardından bölgedeki demografik yapı, Türkmen göçleriyle daha da yoğunlaşmıştır. 13. ve 15. yüzyıllar arasında Van Gölü Havzası, Doğu Anadolu’daki Türkmen siyasi hakimiyetinin merkezi konumuna yükselmiştir. Özellikle Karakoyunlu Devleti, Van’ı başkent olarak kullanarak şehri tahkim etmiş ve imar faaliyetlerinde bulunmuştur. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf döneminde Van Kalesi ve çevresi stratejik bir üs olarak güçlendirilmiş, bölgeye ''Yıva'' ve ''Baharlı'' gibi Türkmen boyları yerleştirilmiştir. Bölgeye sonradan hakim olan Akkoyunlu Devleti döneminde de bu siyasi ve kültürel süreklilik devam etmiş ve Uzun Hasan döneminde Van, İran ve Anadolu arasındaki ticari ve askeri dengelerin yönetildiği bir merkez olmayı sürdürmüştür. Bugün eski Van şehrinde kalıntıları bulunan Ulu Cami ve Kızıl Minare gibi yapılar bu beylikler döneminin mimari estetiğini yansıtan önemli örneklerdir.

1514 yılında Yavuz Sultan Selim’in Safevi Devleti’ne karşı kazandığı Çaldıran Zaferi, Van’ın Osmanlı idaresine geçişinde dönüm noktası olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki 1548 seferiyle kesin olarak Osmanlı egemenliğine giren şehir, bir Beylerbeylik merkezi yapılarak Eyalet statüsü kazanmıştır. Osmanlı Devleti, Safevi tehdidine karşı Van’ı bir serhat şehri olarak kurgulamış, bu askeri zorunluluk bölgedeki Türk nüfusunun ve askeri garnizonun sürekli canlı tutulmasını sağlamıştır. Osmanlı tahrir defterleri incelendiğinde, 16. yüzyıldan itibaren şehir merkezinde ve sancaklarda timar sistemi çerçevesinde örgütlenmiş yerleşik bir Türk nüfusun varlığı, hem tarımsal üretimde hem de şehir esnaf teşkilatında (ahilik geleneği) belirgindir. Mimar Sinan’ın eseri olan Hüsrev Paşa Külliyesi gibi yapılar, Osmanlı’nın bölgeye verdiği önemi ve merkezi idarenin gücünü gösterir.

I. Dünya Savaşı süreci, Van tarihindeki en büyük kırılma ve demografik travma dönemidir. 1915 yılında başlayan Rus işgali ve Ermeni çetelerinin faaliyetleri sonucunda, tarihi "Eski Van" şehri tamamen yakılıp yıkılmış, Türk Müslüman nüfus büyük oranda mezalime uğramış ve göçe zorlanmıştır. 2 Nisan 1918’de Türk ordusunun şehri kurtarmasıyla egemenlik yeniden tesis edilse de, harabeye dönen eski şehir terk edilmek zorunda kalınmıştır.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, devletin doğu vilayetlerine yönelik imar politikaları çerçevesinde Van, eski yerleşim yerinin yaklaşık 5 kilometre doğusunda, "Bağlar" mevkiinde modern şehircilik planlarına uygun olarak sıfırdan inşa edilmiştir. Erken Cumhuriyet döneminde bölgeye yönelik idari reformlar ve demiryolu ağının  şehre ulaşması, Van’ın ulusal pazarla ve batı illeriyle entegrasyonunu hızlandırmıştır. 1982 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin kurulması bölgeyi bir nebze hareketlendirmiş olup akademik çalışmalar sayesinde bölgedeki Türk tarihi ve arkeolojisi üzerine yapılan araştırmalar kurumsal bir nitelik kazandırmıştır.

Günümüzde Van, Türkiye’nin İran’a ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine açılan en önemli kapısı olan Kapıköy Sınır Kapısı sayesinde stratejik önemini korumaktadır. Şehrin sosyo-kültürel yapısı incelendiğinde, geleneksel Türk kültür kodlarının modern yaşamla iç içe geçtiği görülmektedir. Somut olmayan kültürel miras bağlamında; Van-Hakkari yöresi kilimlerinde kullanılan "eli belinde", "koç boynuzu" ve "kurt ağzı" gibi motifler, Orta Asya Türk halı sanatının sembolik dilini bugüne taşırken, dünyaca bilinen Van kahvaltı kültürü ve otlu peynir yapımı, konar-göçer Yörük/Türkmen beslenme alışkanlıklarının yerleşik hayattaki devamlılığını temsil etmektedir. Ayrıca Van kedisi gibi endemik türlerin korunması ve tanıtılması, şehrin ulusal kimliğinin bir parçası haline gelmiştir. Bölge ağızlarında kullanılan arkaik Türkçe kelimeler ve halk edebiyatı ürünleri, Dede Korkut coğrafyasının kültürel hafızasını canlı tutmaktadır. Selçuklu fethiyle başlayan, Osmanlı ile kurumsallaşan ve Cumhuriyet ile modernize olan bu süreç, Van’ın Türk dünyası içerisindeki stratejik ve kültürel vazgeçilmezliğini ortaya koymaktadır.