Urfa Türklüğü

Bugün Şanlıurfa; Göbeklitepe’nin binlerce yıllık gizemli sütunlarından Balıklıgöl’ün manevi huzuruna, Osmanlı çarşılarının hareketliliğinden modern tarımın bereketli tarlalarına kadar bütün bu tarihi katmanları aynı anda bünyesinde barındıran canlı bir müze gibidir.

Urfa Türklüğü

Anadolu’nun güneydoğusunda, Mezopotamya ile Anadolu coğrafyalarının kesişim noktasında yer alan Şanlıurfa, stratejik konumu ve ev sahipliği yaptığı medeniyetler silsilesi ile tarihsel süreçte kritik bir rol üstlenmiştir. Bölgenin yerleşim tarihi, şehir merkezine yakın bir konumda bulunan Göbeklitepe’deki arkeolojik bulgularla Neolitik Çağ’a, günümüzden yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlenmektedir. Bu keşif insanlık tarihindeki yerleşik hayata geçiş, sosyal örgütlenme ve inanç sistemlerinin gelişimi konusundaki yerleşik tezleri değiştirmiş, bölgenin önemini arkeolojik açıdan tescillemiştir. Tarihi süreç içerisinde Sümer, Akat, Hitit ve Asur gibi Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin siyasi ve kültürel etki sahasında kalan şehir, aynı zamanda güçlü bir teolojik merkez hüviyeti de taşımaktadır. Hz. İbrahim ve Hz. Eyyüp gibi peygamberlerle ilişkilendirilen anlatılar ve makamlar nedeniyle "Peygamberler Şehri" olarak anılan Urfa, semavi dinler için kutsal kabul edilen mekanları barındırmaktadır. Helenistik dönemde "Edessa" adını alan yerleşim, Roma ve Bizans imparatorlukları ile doğulu Sasaniler arasında stratejik bir sınır kenti olmuş, bu dönemde özellikle Süryani kültürünün, edebiyatının ve Hristiyan teolojisinin önemli eğitim merkezlerinden biri haline gelmiştir. 639 yılında İslam ordularının fethiyle Müslüman hakimiyetine giren şehir, Emevi ve Abbasi dönemlerinde İslam medeniyet havzasının bir parçası olmuştur.

11.yüzyıldan itibaren Büyük Selçuklu Devleti’nin Anadolu’ya yönelmesi ve Malazgirt Zaferi sonrasında bölge, yoğun Oğuz Türkmen göçlerine sahne olmaya başlamıştır. 1098-1144 yılları arasında Haçlı Seferleri sırasında kurulan Urfa Haçlı Kontluğu’nun merkezi olarak kısa süreli bir Hristiyan hakimiyeti dönemi yaşayan şehir, Musul Atabeyi İmadeddin Zengi tarafından geri alınmış; akabinde Eyyubiler, Anadolu Selçukluları ve çeşitli Türkmen beyliklerinin idaresinde bir Türk-İslam şehri kimliğini pekiştirmiştir. Özellikle Akkoyunlu ve Karakoyunlu dönemlerinde bölgedeki Türkmen nüfus ve kültür yoğunluğu artmıştır. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Zaferi neticesinde Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılan Urfa, yüzyıllar sürecek bir idari istikrar dönemine girmiştir. Osmanlı idaresi altında, zaman zaman Halep, Rakka ve Diyarbakır gibi farklı eyaletlere bağlı bir sancak merkezi olarak yönetilen şehir, imparatorluğun Arap coğrafyasına açılan ticaret güzergahları üzerinde bulunması nedeniyle ticari ve ekonomik açıdan gelişim göstermiştir. Bu dönemde inşa edilen hanlar, hamamlar, camiler ve çarşılar şehrin fiziki dokusunu şekillendirirken, ticari hayatın canlılığı sosyal yapıya da yansımıştır. Anadolu Türkçesinin özelliklerini muhafaza eden yerel ağız yapısında ve "hoyrat" adı verilen bozkır kültürünün izlerini taşıyan özgün müzikal biçimleri görülmektedir ayrıca "Halil İbrahim Sofrası" kavramıyla özdeşleşen derin misafirperverlik anlayışı, bu Türkmen sosyal dokusunun tezahürüdür. I. Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalamasıyla başlayan işgal sürecinde Urfa, 1919 yılında önce İngiliz, ardından yaptıkları anlaşma gereği Fransız askeri güçleri tarafından işgal edilmiştir. İşgal güçlerinin uygulamalarına karşı yerel halkın örgütlenmesiyle başlayan Milli Mücadele hareketi, şehrin tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Yerel unsurların ve Kuva-yi Milliye birliklerinin yürüttüğü kararlı direniş neticesinde Fransız güçleri 11 Nisan 1920 tarihinde şehri terk etmek zorunda kalmıştır. Bu tarihi başarı, düzenli ordu desteği olmaksızın yerel halkın kendi imkanlarıyla işgali sonlandırması açısından Milli Mücadele tarihinde müstesna bir yere sahiptir. Cumhuriyet döneminde de bölgenin idari ve ekonomik merkezlerinden biri olmayı sürdüren şehir, modern Türkiye'nin kalkınma hamlelerinde önemli bir paya sahiptir. Özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında Atatürk Barajı'nın inşası, sulama tünelleri ve sistemlerinin devreye girmesiyle bölge tarımında köklü bir dönüşüm yaşanmış, şehir tarımsal sanayi merkezi haline gelmiştir. Milli Mücadele döneminde gösterilen kahramanlık ve fedakarlık nedeniyle 1984 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan kanunla şehrin adı "Şanlıurfa" olarak değiştirilmiştir. Tarih öncesi dönemlerden günümüze kesintisiz bir yerleşim yeri olan Şanlıurfa, barındırdığı çok katmanlı arkeolojik, tarihi ve kültürel mirasla Türkiye'nin önemli merkezlerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.